January 2011
31 posts
sone 139
“Ah, sen kalbimi ezdin geçtin gaddarlığınla; Şimdi üstüme atma tüm kötülüklerini! Beni gözünle değil, şu dilinle yarala, Hileyle değil, gerçek gücünle öldür beni. Gözüme baka baka, “Sevdiğim başkası,” de; Canım, başka bir yana çevirme o bakışı; Türlü aldatmalarla yaralmak da niye, Zaten savunma gücü nedir ki sana karşı? Seni bağışlasam mı? Ah, sevgilim bilir ki Güzelim...
göğe bakma durağı
——————————————————————
“Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız...
ben sana diğerlerinden üstünsün diye aşık olmadım ki;
ellerin güzeldi…
üstümü ört de istemedim. üşürsem sen sararsın sanmıştım halbuki.
sararmışsın sen; yaşlandım artık derken anlamalıydım.
kahve yapsam sana sade bana sütlü
içer miyiz?
yanına kek de yaptım. kalan kek gibi kururuz da sonra.
Önümde durup bana baktığında, ne sen benim içimdeki acıları anlayabiliyorsun, ne de ben seninkileri. Ve senin önünde kendimi yere atsam, ağlasam ve anlatsam bile, biri sana cehennemi sıcak ve korkunçtur diye anlattığında cehennem hakkında ne bilebilirsen, benim hakkımda da ancak o kadarını bilebilirsin…
- Franz Kafka… -
superman'den mektup var.
“sence meseleye neresinden bakmalıyım? yani bu belirsizliğe, bu meseleye nasıl bir yaklaşımda bulunmalıyım. evet her yanı karmaşık olabilir. ama her şekilde konuşmaya değer.. bi defa tatlı bir hikaye.. ikincisi konuşmayı seviyoruz. üçüncüsü ‘oluruna bırakma’ kararı pek senin tarzın değil. dördüncüsü, dert ortağı olmak kararımız dert olmaya hiçbir zaman dönüşmeyecek. aslında...
Dışarıda kahve içmekten nefret ederim zaten, evde yeterince içiyorum. Kahve...
– Emrah Serbes
afili parçalar (madde 73: bira ve kahve)
köprücük kemiğinden ikimizin arasına köprü yaptım, sevgilim…
ah!
oradan sana bir gelmek olur,
bir de bir güzel atlamak.
I came here tonight because when you realize you want to spend the rest of your...
– When Harry Met Sally
hiç karşılaşmadık , hiç almadım kokusunu mesela. ama biliyorum güzel kokuyor yani öyle canlanıyor burnumda.
mesela hiç görmedim yakından ama çoktandır tanıyordum belki. ister göz aşinalığı deyin ister içimin ısınması bir anda.
eskiden de farklıydı yazıları, yorumları ama o zaman “o zaman” değilmiş demek ki. zaten bana hiç yazmadı ya da bana öyle romantik kargolar falan yollamadı....
Seni Bırakıyorum
seni bırakıyorum semender ellerimle seni bırakıyorum seni bırakıyorum duvarlarda kurutulan anemon ellerimle içimdeki sulara içimdeki sazlıklara içimdeki bataklıklara seni bırakıyorum seni bırakıyorum kendine kapanmış kollarımın anarşik güzelliğiyle içimdeki yosun yeşili sulara içimdeki tehlikeli kıyılara içimdeki siyah ışığa seni bırakıyorum seni yatıracağım ellerimde bir ıhlamur yaprağı gibi...
gece nöbeti
daha az seviyorum seni giderek daha az unutur gibi seviyorum azala azala aramızdaki uzaklığın karanlığında geceler kısalıp, gündüzler uzuyor böyle olunca daha az seviyorum seni kendini iyileştiren bir yara gibi daha az ve zamanla sen geceyi tutuyorsun, ben nöbetini uzak dağ kışlalarında görmüyoruz birbirimizi usul usul sis iniyor kopmuş yollara ışığı hafif, uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum...
Unutulmuş Kent
Vermeme olanak yok bana verdiklerini Ama ayrılırken bir hesaplaşma da gerekli Geçmiş bunca güzellikten bir anı olarak Ben seni alayım istersen sen de beni
Onat Kutlar
bugün çok pazar…
zaten hep erken gelir pazarlar….
tanrı pazarları zaten melankolinin kollarına koşalım diye yaratmış…
ha pardon takvimi o yaratmamıştı…